Sorgu

Hani şu filmlerde gördüğümüz sorgu odaları vardır; basık tavanlı, duvarları siyaha boyanmış, ahşap bir masadan ve iki sandalyeden ibaret olan.
İşte o odaya kapatılmış gibiyiz, başımızda bir sorgucu yok, yüz yüze bakıyoruz öylece.Biz o odadayız, sen ve ben.
Odanın dışındaysa, tek tarafı karartılmış camın ardından içeridekileri izleyen iki kişi daha; Sen ve ben.
Bölünmüş gibiyiz, bir parçamız içeride ve hesaplaşmak istiyor karşısındakiyle, kim sorgucu kim sorgulanan içeridekiler bilmiyor.Odanın dışındakiler şaşkın gözlerle izliyor, onlar biz olamayız dercesine birbirlerine bakıyorlar.
Klasik, sorgu odasının o nev-i şahsına münhasır soğukluğu içeride olanların kanına işliyor yine, dudaklardan dökülen sözler bile soğuyor, hatları keskinleşiyor, can yakıyor, susuyoruz.
İki kişiyiz içeride, sen ve ben; çakmak çakmak olmuş gözlerimiz parlıyor loş ışıkta, konuşmuyoruz, sessizce kendimizi sorguluyoruz.
Sorgu odaları farklıdır, o sandalyede oturan kişi asla o odadan nasıl çıkacağını düşünmez, orada ilelebet tutulmayacağını bilir.Sorgu odasından çıktığında ya özgürlüğü kucaklarsınız ya da esarete teslim olursunuz.Ama o odada geçirilen zamanlar zordur, hani biraz uzasa tüketir insanı.
Sen ve ben, sorgu odasındayız; konuşmuyoruz, konuşamıyoruz ve yavaş yavaş tükeniyoruz.
Odanın dışında iki kişi daha var, sen ve ben; çaresizlik içinde bu tükenişe tanık olan, ses geçirmez camın ardından içeridekilere sesimizi duyuramayacağımızı bile bile haykıran.
Kurtuluş Karadeniz