11/30/2007
Siyah Çelenk Operasyonu - Bölüm 20
Bütün Hikayenin Başlangıcı
Operasyondan 10 Gün Önce – Ankara
Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsünde yüksek lisans yapan alan Gülçin, bütün bir hafta üzerinde çalıştığı sunumu tamamlamış, hocasının kendisine teşekkür etmesinin ardından yerine geçmişti.
Ankara’nın merkezindeki tarihi bir okuldan mezun olur olmaz, ilgi duyduğu, kendisini geliştireceğine inandığı alanda yüksek lisans yapmak için başvurmuş, ailesi ve çevresinin garipsemesine aldırmadan yapılan mülakatı geçerek akademiye girmeye hak kazanmıştı.
Saat dokuzu gösterirken dersi bitmiş, eve gitmek için akademiden çıkıp Jandarma Kütüphanesi önünden Necatibey Caddesine doğru yürümeye başlamıştı. Saat çok geç olmamasına rağmen dışarıda atıştıran yağmur yüzünden caddedeki yaya trafiği diğer günlere nazaran daha az, arabalarının içinde rahatlıkla seyredenlerinse yayaları pek önemsemediği aşikardı.
Sabah çıkarken annesinin sözünü dinleyip şemsiyesini yanına aldığı için yağmurdan korunuyordu ama yine de bir an evvel eve varabilmek için adımlarını hızlı atıyordu. Elinde tuttuğu şemsiye ve acele etmenin verdiği dalgınlıkla sendeleyerek üzerine gelen adamı fark edememişti bile.
PTT bakanlıklar şubesi önünde bir anda karşısına çıkan adam, kıza çarpmış ve yere yığılmıştı. Gülçin, hem korkmuş hem de yere düşüp ıslanan ders kitaplarından ötürü çok sinirlenmişti, kendisini toparlayıp ona çarpana bağırmaya başlayacaktı ki dizlerinin üzerinde doğrulmaya çalışan adamla göz göze geldi.
Adam 40 yaşlarında, beyaz tenli ve oldukça zayıftı. Vücudu kontrol edemediği şekilde titriyordu, gözleri içeriye çökmüş, alnındaki çizgiler bıçak yarası gibi derinleşmişti.
Gözlerini kıza dikip “kimsin” diye sorduktan sonra kızın cevap vermesini bile beklemeden titreyen elleriyle ceketinin iç cebinden bir cd çıkarıp “bunu sakla, lütfen bunu sakla ve Özel Kuvvetler Komutanlığından Binbaşı Tuncay’a ulaştır” dedi.
Az evvel yaşadığı şaşkınlığı üstünden atan Gülçin; adamın uzattığı cd yi alıp almamakta tereddüt ederken, “siz kimsiniz, iyi misiniz, hemen bir ambulans çağıralım” diyor göz ucuyla yardım edecek birilerini arıyordu.
Artık dizlerinin üzerinde bile durmaya mecali kalmayan adam, yeniden yere yığılırken; “kızım bu devlet sırrıdır, ne olursa olsun bu emaneti yerine ulaştır ve şimdi buradan uzaklaş, git hadi, lütfen git” diye inledi.
Gülçin, nedenini bilmediği şekilde adamın sözünü dinledi ve cd’yi alarak Necatibey Caddesinden Kızılay’a doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Her adımda arkasına dönüp bakmak istiyor ama buna cesaret edemiyordu. Az evvel geride bıraktığı adam gibi titrediğini fark ettiğinde durdu ve derin bir nefes aldı.
“Hayır, bunu yapamam.Mutlaka bir açıklaması olmalı, bunu yapamam.” diye mırıldandı.
Olduğu yerde dönüp yerde yatan adamın yanına doğru adım atacaktı ki, postanenin köşesinden çıkan takım elbiseli iri kıyım adamı ve yolun kenarına hızla park eden Audi marka siyah arabayı fark etti.
Takım elbiseli iri kıyım, seri hareketlerle yerdeki adamın üzerini aradıktan sonra eğilip kulağına bir şeyler söyledi ve belinden çıkardığı tabancasını ateşledi.
Ateş ettikten sonra yeniden eğildi ve yerde gördüğü bir not kağıdını alıp cebine koyarak hiç zaman kaybetmeden Audi’nin açılan arka kapısından içeri atladı. Arabanın oradan uzaklaşması sadece birkaç saniyeyi almıştı.
Gülçin, olanı biteni izlemiş, olduğu yere çakılıp kalmıştı. Adamın silahını ateşlediğini görmüş fakat silah sesi duymamıştı, Polis Akademisinde yüksek lisans yapan, terörizm üzerine araştırmalarda bulunan genç kızın silaha susturucu takıldığını anlaması hiç zor olmadı.Profesyoneller diye mırıldanırken bir an için yerde yatan adamı kontrol edip yardım çağırması gerektiğini düşündü ama yapamadı.Şaşkınlık içerisinde olan biteni anlamaya çalışıyordu.
Ankara’nın en iyi korunan bölgesinde alenen cinayet işlemeye cesaret edenlerin sıradan insanlar olamayacağını, öldürmek zorunda olanların bunu her yerde her şart altında yapabileceklerini biliyordu.
Koşmaya başladı, korkuyordu ve oradan bir an önce uzaklaşması gerektiğini anlamıştı; adam bu cd’yi canı pahasına koruduysa muhakkak önemli bir sır olmalıydı. Güven Parka kadar neredeyse hiç durmadan koştu, yağan yağmura rağmen günün her saatinde kalabalık olan kentin kalbine ulaştığında hıçkıra hıçkıra ağladığını fark etti.
Yanaklarını ıslatan sadece yağmur damlaları değildi.
Devam Edecek
Kurtuluş Karadeniz
0 yorum yazılmıştır